
Неделя сутрин е единственият момент, в който човек може да отвори очи и да си помисли:
„Днес няма да бързам за никъде.“
След което лежи още десет минути, защото е важно да не започва рязко с изпълнението на плана. 
Кафето в неделя някак е друго.
Не защото е по-хубаво.
А защото никой не го пие на две глътки, докато с едната ръка търси ключовете, а с другата проверява колко е закъснял.
В неделя кафето има право да изстине.
И ти имаш право да забравиш къде си оставил телефона.
Поне докато не ти потрябва. 
После започват големите планове:
„Ще подредя малко.“
„Ще изляза.“
„Ще свърша онова, което отлагам.“
„Ще се обадя на еди-кого си.“
„Ще приготвя нещо хубаво.“
И някъде между второто кафе и мисълта какво да има за обяд разбираш, че…
неделята има други планове за теб.
Нищо особено.
Да поседиш.
Да се размотаваш.
Да хапнеш нещо вкусно.
Да се засмееш на някоя глупост.
Да не си полезен поне за малко.
Странно колко трудно ни стана последното.
Все трябва да правим нещо.
Да наваксваме.
Да подреждаме.
Да планираме.
Да използваме времето „разумно“.
А може би една неделя не е пропиляна, ако вечерта няма какво особено да разкажеш за нея.
Може би точно обратното.
Може би понякога най-хубавото, което си направил през целия ден, е било…
нищо.
И ако някой попита:
— Какво прави днес?
Отговорът спокойно може да бъде:
— Неделя. 


Сая 

Pazar Gününün Başka Planları Var
Pazar sabahı, insanın gözlerini açıp şöyle düşünebildiği tek zamandır:
“Bugün hiçbir yere yetişmek için acele etmeyeceğim.”
Sonra bu planı birdenbire uygulamaya başlamamak için on dakika daha yatakta kalır. 
Pazar günü kahvenin tadı bir başka olur.
Daha güzel olduğundan değil.
Kimse onu iki yudumda içmek zorunda kalmadığı için…
Bir eliyle anahtarlarını ararken, diğer eliyle ne kadar geç kaldığını kontrol etmeden.
Pazar günü kahvenin soğumaya hakkı vardır.
Senin de telefonunu nereye bıraktığını unutmaya.
En azından ona tekrar ihtiyacın olana kadar. 
Sonra büyük planlar başlar:
“Biraz evi toparlayacağım.”
“Dışarı çıkacağım.”
“Uzun zamandır ertelediğim şu işi halledeceğim.”
“Birini arayacağım.”
“Güzel bir şeyler hazırlayacağım.”
Ve ikinci kahveyle öğle yemeğinde ne yiyeceğini düşünmek arasında bir yerde fark edersin ki…
Pazar gününün senin için başka planları vardır.
Öyle büyük şeyler değil.
Biraz oturmak.
Oyalanmak.
Lezzetli bir şeyler yemek.
Saçma bir şeye gülmek.
Bir süreliğine işe yarar biri olmak zorunda kalmamak.
Sonuncusu bize ne kadar da zor gelmeye başladı.
Hep bir şeyler yapmamız gerekiyor.
Yetiştirmemiz.
Toparlamamız.
Planlamamız.
Zamanımızı “verimli” kullanmamız.
Oysa belki de akşam olduğunda anlatacak kayda değer hiçbir şeyin yoksa, o pazar günü boşa geçmiş sayılmaz.
Belki de tam tersidir.
Belki bazen bütün gün yaptığın en güzel şey…
hiçbir şeydir.
Ve biri sorarsa:
— Bugün ne yaptın?
Cevabın gayet rahat olabilir:
— Pazar. 


Saya 


Leave a Reply