
Колко удобно звучи думата „утре“.
Утре ще се обадя.
Утре ще отида.
Утре ще кажа какво чувствам.
Утре ще прегърна.
Утре ще простя.
Утре ще започна да живея малко повече за себе си.
Все утре.
Сякаш някой ни го е обещал.
Сякаш всяка вечер получаваме гаранция, че на сутринта животът ще бъде там — същият, подреден и търпелив, и ще ни чака да довършим всичко, което днес сме отложили.
А такава гаранция няма.
Утре може би няма.
Три думи. И колко неудобна истина се побира в тях.
Не защото трябва да живеем със страх, че утрешният ден може да не дойде. Напротив.
А защото може би трябва най-после да престанем да се държим така, сякаш разполагаме с безкрайно много от тях.
Колко срещи сме отложили?
Колко „обичам те“ сме премълчали?
Колко пъти сме искали да се обадим на някого и сме си казвали: „Друг път“?
Колко пъти сме останали там, където не сме щастливи, само защото все чакаме някакво по-подходящо утре, в което най-после ще имаме смелостта да си тръгнем?
И колко хубави неща сме пропуснали не защото не сме ги искали, а защото сме били убедени, че ще има време?
Може би най-голямата измама, която човек сам си разказва, е:
„Има време.“
Има — докато един ден няма.
Затова, ако ти липсва някой — обади се.
Ако обичаш — кажи го.
Ако някой ти е важен — намери време, вместо причина защо точно днес не можеш.
Ако искаш да отидеш някъде — отиди.
А ако животът ти отдавна ти подсказва, че не си на правилното място — не чакай някое магическо утре да вземе решението вместо теб.
Защото животът не се случва утре.
Случва се сега.
И може би точно затова тези три думи ме спряха насред едно съвсем обикновено превъртане на екрана:
Не като заплаха.
А като напомняне.
Не отлагай живота си за ден, който никой не ти е обещавал.
Сая🍀✍
Yarın belki yok…
“Yarın” kelimesi ne kadar da rahatlatıcı geliyor insana.
Yarın ararım.
Yarın giderim.
Yarın ne hissettiğimi söylerim.
Yarın sarılırım.
Yarın affederim.
Yarın biraz da kendim için yaşamaya başlarım.
Hep yarın.
Sanki biri bize yarını garanti etmiş gibi.
Sanki her akşam, sabah olduğunda hayatın hâlâ orada olacağına dair bir söz alıyormuşuz gibi… Aynı, düzenli ve sabırlı bir şekilde bizi bekleyecek ve bugün ertelediğimiz her şeyi tamamlamamız için bize yeniden zaman verecekmiş gibi.
Ama böyle bir garanti yok.
Yarın belki yok.
Üç kelime.
Ve bu üç kelimenin içine ne kadar rahatsız edici bir gerçek sığıyor.
Bunu, yarının gelmeyebileceği korkusuyla yaşamamız gerektiği için söylemiyorum.
Tam tersine.
Belki de artık önümüzde sonsuz sayıda yarın varmış gibi yaşamaktan vazgeçmemiz gerektiği için.
Kaç buluşmayı erteledik?
Kaç kez “Seni seviyorum” demeyi içimize attık?
Kaç kez birini aramak istedik de,
“Başka zaman…” dedik?
Kaç kez mutlu olmadığımız bir yerde kalmaya devam ettik; sırf bir gün, daha uygun bir “yarın” gelecek ve sonunda gitmeye cesaret edeceğiz diye?
Ve kaç güzel şeyi, istemediğimiz için değil, daha zamanımız olduğuna inandığımız için kaçırdık?
Belki de insanın kendine anlattığı en büyük yalanlardan biri şudur:
“Daha zaman var.”
Vardır.
Ta ki bir gün kalmayana kadar.
Bu yüzden, birini özlediysen — ara.
Seviyorsan — söyle.
Biri senin için değerliyse, neden bugün görüşemeyeceğin konusunda bahaneler bulmak yerine ona zaman ayır.
Bir yere gitmek istiyorsan — git.
Ve eğer hayat uzun zamandır sana bulunduğun yerin doğru yer olmadığını fısıldıyorsa, bir gün gelecek o sihirli “yarının” senin yerine karar vermesini bekleme.
Çünkü hayat yarın yaşanmıyor.
Hayat şimdi yaşanıyor.
Ve belki de tam bu yüzden, sıradan bir şekilde ekranda gezinirken karşıma çıkan o üç kelime beni olduğum yerde durdurdu:
Yarın belki yok…
Bir tehdit gibi değil.
Bir hatırlatma gibi.
Hayatını, hiç kimsenin sana söz vermediği bir güne erteleme
Saya🍀✍

Leave a Reply